Ay Tanrısına Yazılmış Bir Kraliyet Hikâyesi

Babil’in son kralı Nabonidus’un, Ay Tanrısı Sin’e duyduğu sıra dışı tutkuyu keşfe çıkıyoruz.

Tarihin tozlu sayfalarında kimi krallar savaş meydanlarında, kimileri görkemli saraylarında hatırlanır. Ama bazıları vardır ki, hikâyeleri sadece zaferlerle değil, kalplerinde taşıdıkları derin bir bağlılıkla yazılır. M.Ö. 6. yüzyılda yaşamış Babil Kralı Nabonidus, işte o isimlerden biridir. Onun hikâyesi, bir insanın tanrısına duyduğu sarsılmaz sevgi ve teslimiyetin en çarpıcı örneklerinden biri olarak karşımıza çıkar.

Nabonidus, Yeni Babil İmparatorluğu’nun son kralıydı. Dönemin tüm hükümdarları, imparatorluğun baş tanrısı Marduk’a boyun eğerken, Nabonidus kalbini bambaşka bir ışığa çevirdi: Ay Tanrısı Sin. Sin, gecenin sükûnetini, ay ışığının huzurunu ve gökyüzünün sırlarını temsil eden tanrıydı. Tapınakları, ayın gümüş ışığı altında parlayan Ur ve Harran şehirlerinde yükseliyordu. Nabonidus için Sin, sadece bir tanrı değildi; ruhunun sığınağı, sessiz bir dost ve belki de gökyüzünde hiç solmayan bir sevgiliydi.

Krallığının en görkemli günlerinde bile, Nabonidus’un zihni savaş planlarıyla değil, Harran’daki Sin Tapınağı’nı yeniden inşa etme düşüncesiyle doluydu. Geceleri, Babil’in saray avlularından göğe bakar, ayın yüzünde tanrısının izlerini arardı. Halk Marduk’a adaklar adarken, o Sin’e fısıldardı: “Işığın hep üzerimde olsun.” Bu tercih, onu halkından ve rahiplerden uzaklaştırdı, ama Nabonidus’un kalbindeki aşkı asla azaltmadı.

Yıllar içinde, kral tahttan uzaklaştı ve on yıl boyunca Babil’den ayrı kaldı. Kimilerine göre bu bir sürgündü, kimilerine göreyse gönüllü bir inziva… Nabonidus, Harran’da, Sin’in taş tapınağının gölgesinde yaşadı. Ayın her evresinde, gökyüzünde tanrısının yüzünü gördüğüne inandı. İmparatorluğun çalkantılı günleri bile onun bu mistik bağını koparamadı.

Ama tarih, inançtan çok güç dengeleriyle yazılır. M.Ö. 539’da Büyük Kyros Babil’i fethettiğinde, Nabonidus artık yaşlıydı. Tahtını kaybetti, ama inancını değil. Rivayete göre, krallığının son gününde bile ay ışığına bakıp gülümsedi. Onun için kaybedilen bir imparatorluk, Sin’in huzurunda geçici bir gölgeydi; ama Sin’e olan sevgisi, sonsuz bir ışıktı.

Bugün Harran’ın taşlarında dolaşırken, ay ışığı o taşların üzerine vurduğunda, belki de Nabonidus’un adımlarını, göğe kaldırdığı başını ve fısıldadığı duaları hissedebilirsiniz. Bu hikâye, bir hükümdarın tanrısına duyduğu ilahi aşkın ve gökyüzüne adanmış bir kalbin unutulmaz hatırasıdır.

Nabonidus’tan Sin’e Mektup

Ey gecenin efendisi,

Ay ışığının gümüş tacını taktığın her gece, ben sana baktım. Savaşların, taht kavgalarının ve insanların unutuşunun ötesinde, yalnız senin ışığın bana yol gösterdi.

Krallığım elimden alındığında, hüzün duymadım; çünkü sen hâlâ gökyüzünde parlıyordun. Bana hükmedenler değişti, ama senin yüzün hep aynı kaldı.

Adımı taşlardan silecekler, ama her gece ay yeniden doğacak. İşte bu yüzden, ben yenilmedim.

Beni unutsalar bile, senin ışığında yaşamaya devam edeceğim.

KAYNAK

https://tr.wikipedia.org/wiki/Sin_(mitoloji)

https://tr.wikipedia.org/wiki/Nabonidus_Kroni%C4%9Fi