Geç mi Kaldık, Yoksa Öyle mi Sanıyoruz?
Hiç hayatın sanki sizden biraz daha hızlı ilerlediğini düşündüğünüz oldu mu? Zaman akıp giderken siz o tempoya yetişemiyormuşsunuz gibi.
Hiç hayatın sanki sizden biraz daha hızlı ilerlediğini düşündüğünüz oldu mu? Zaman akıp giderken siz o tempoya yetişemiyormuşsunuz gibi… Başkaları koşarken sizin yürümekte bile zorlandığınız anlar. Eğer içinizden “evet” diyorsanız, bilin ki bu his sadece size ait değil. “Geç kaldım” duygusu aslında pek çok insanın hayatının bir döneminde karşılaştığı oldukça yaygın bir his.
Bu duygu bazen insanı harekete geçirebilir; fakat çoğu zaman kaygı, yetersizlik ve pişmanlık duygularını da beraberinde getirir. İnsan kendini bir düşünce labirentinin içinde bulur: Neden böyle hissediyorum? Gerçekten geç mi kaldım? Yoksa sadece öyle mi sanıyorum?
Geç kalmışlık hissinin en büyük sebeplerinden biri, toplumun bize sunduğu hazır yaşam planlarıdır. İyi bir okul bitirmek, bir meslek sahibi olmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak… Üstelik bunların hepsinin belli bir yaşta gerçekleşmesi gerektiği düşünülür. Bu sıralamanın biraz dışına çıktığımızda ise kendimizi geride kalmış gibi hissederiz.
Ama burada kendimize şu soruyu sormak gerekir: Gerçekten kime göre geç kaldık? Hangi ölçüye göre geri düştük?
Çünkü herkesin hayat koşulları, geçmişi ve hayalleri farklıdır. Parmak izlerimiz nasıl birbirine benzemiyorsa, hayat yolculuğumuz da öyledir. Herkesin temposu kendine özgüdür.
Bu duyguyu besleyen bir başka unsur da sürekli kıyaslama yapmamızdır. “Benim yaşımdaki insanlar bunları başardı ama ben hâlâ aynı yerdeyim” diye düşündüğümüzde, aslında kendi hayatımıza değil başkalarının yolculuğuna odaklanıyoruz. Oysa gördüğümüz şey çoğu zaman sadece vitrindir. İnsanların hayatlarının perde arkasında neler yaşadığını, hangi zorluklardan geçtiğini çoğu zaman bilmiyoruz.
Bir de mükemmeliyetçilik var. “Ya başaramazsam?” korkusuyla birçok şeyi sürekli erteliyoruz. Denemekten kaçarken zaman akıp gidiyor. Oysa hiçbir şey ilk adımda kusursuz olmak zorunda değil. Kötü resim yapma ihtimali yüzünden hiç fırça tutmamak, yanlış karar verme korkusuyla hiç yola çıkmamak… İşte mükemmeliyetçiliğin en büyük tuzağı burada.
Hayat aslında kusurlarıyla birlikte anlamlıdır. Denemek, düşmek, yeniden kalkmak… Bütün bunlar yaşamın doğal parçalarıdır.
Çoğu zaman “artık çok geç” düşüncesi zihnimizde yankılanır. Oysa gerçekten geç diye bir şey var mı? İnsan kendini keşfetmek için bir yaş sınırına sahip değildir. Yeni bir şey öğrenmek, farklı bir yola girmek, yeni bir hayal kurmak… Bunların hiçbiri için evrensel bir zaman çizelgesi yoktur.
Belki uzun zamandır ertelediğiniz bir şey vardır. Bir yolculuk, yeni bir uğraş, öğrenmek istediğiniz bir enstrüman ya da başlamak istediğiniz bir iş. Belki de tek yapmanız gereken şu cümleyi kendinize söylemektir:
“Belki biraz geciktim ama hâlâ başlayabilirim.”
Bu duyguyla baş etmenin en güçlü yollarından biri de kendimize karşı daha şefkatli olabilmektir. Bazen kendimize çok fazla yükleniyoruz. Yaptıklarımızı küçümsüyor, yapamadıklarımızı büyütüyoruz. Sonunda da tatminsizlik duygusu içinde kalıyoruz.
Oysa kendimize şefkat göstermek, bize nefes aldırır. Hata yapma, yavaş ilerleme ve bazen yön değiştirme hakkımız olduğunu hatırlatır. Hayatın sadece yetişmekten ibaret olmadığını, asıl meselenin yaşamak olduğunu fark ettirir.
Belki de “geç kaldım” hissinin en iyi ilacı, şu ana odaklanmaktır. Çünkü bugün atacağınız küçük bir adım, yarın büyük bir değişimin başlangıcı olabilir.
Belki bugün bir defter açıp hayallerinizi yazarsınız. Belki uzun zamandır aramadığınız bir dostunuzu ararsınız. Ya da sadece kendinize şu cümleyi söylersiniz:
“Geç kalmadım. Hâlâ buradayım.”
Hayatın kesin bir takvimi yok. Bazen planlar bozulur, bazen yollar uzar, bazen de tamamen değişir. Ama belki de hayatı değerli kılan tam olarak budur.
Bir söz vardır:
“Düzenim bozulur, hayatım altüst olur diye korkma. Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?”
Bazen bazı şeylerin yıkılması gerekir ki yenisi kurulabilsin. Bu yüzden hayatın altını da görmekten korkmayın. Belki de geç kaldığınızı düşündüğünüz şey, aslında tam zamanında karşınıza çıkacaktır.
Yeter ki kendinize bir şans verin. Çünkü en önemli mesele kusursuz olmak değil, gerçekten yaşayabilmektir.