Karanlıkta Kaybolan Işık: Kabullenme

Başkalarının karanlığına saygı duymayı öğrenmek, kendi ışığını kaybetmemek demektir...

Bazen kurtarılmak istemeyen hayatlar vardır. Söylenmeyen sözler, içerde biriken keder… Bazı insanlar bulundukları kuyudan çıkmak istemezler, orayı güvenli alanı olarak görmek isterler. İstemekle kalmaz, bir de buna inanırlar. O kadar karanlık ki etrafları, aydınlığı bile karanlık sanırlar…

En çok zorlandığımda onlara bu durumu anlatamamak olur. Bazı insanları sanırım bulunduğu ve inandığı yerden çıkaramam. Onun aydınlığı karanlık olmuş, hayatını karanlığın her tonuna göre düzenlemiş. Benim için aydınlığın en parlak tonu onun için bilinmez, korkutucu bir duygu…

Onun evine misafir olunca önümü göremez oluyorum. Işığı açmama da asla izin vermiyor. “Karanlığımda mutluyum, beni bilinmezlikle korkutma.” der gibi bakıyor gözlerime. Acı çektiğini de hissetmiyor. Yüreği kanıyor ama bu çok normal der gibi bakıyor. Yüreğinin kanamaması gerektiğini bilmiyor…

Bazı öğretiler mi yanlış yoksa bizler mi yanlış yaşıyoruz? Oralar kişiden kişiye değişse de bilinen bir gerçek var: Kendimize nasıl davranmamız gerektiğini bilmiyoruz.

Geceleri sabah ediyor, sabahları sanki o gece yaşanmamış gibi davranıyoruz. Yanlışımız budur belki de. Bazı gecelerin karanlıkla kusurları örttüğünü düşünüyoruz. Kusurların örtülmesi gerekilen detaylar olduğunu düşünüyoruz. Kusurlarla hayatımızı, kendimizi sevmeyi bilmiyoruz…

Olabilir, bunlar normal diyerek “Bu aslında çok yanlış.” demeyi unutuyoruz. Saygısızlığı, sevgisizliği hata olarak görmüyoruz. Daha doğrusu saygısızlığı ve sevgisizliği sadece kişisel yargılarla değerlendiriyoruz.

Çok yargılıyor, sadece kendimize eleştiri yapıldığını düşünüyoruz.

“Ben ne yapıyorum?” diye yolun kenarında durup hiçbir zaman soluklanmak için durmuyoruz. Karanlığı da alıp köşemize çekiliyoruz. Kanayan yaraların sadece kabuk tutmasını sağlayıp gerisine iyileşmesini beklemiyoruz. Kabuğu sürekli tutup orada, sanki hep o kabuk varmış, bu normal bir şeymiş gibi davranıyoruz.

Hissizleşiyorum gittikçe… Kalbimin sesini susturuyorum. Onun o karanlığına saygı duymaya çalışıyorum. Kurtarılmak istenmemesini, onun normalinin bu olduğunu anlamaya çalışıyorum.

Kalbimin artık o kişiler için kanamasına izin vermemeye çalışıyorum. Onun için en iyisini diliyor ve yavaş yavaş onu kabul etmeye başlıyorum. Belki de doğrusu budur. Belki de bazı insanlar karanlıkta yaşamalıdır, karanlığı sevmelidir, kendisini kabul etmemelidir.

Belki de bazı kapılar dışarıdan açılamaz. İnsan bazen ışığı göstermek ister ama görmek istemeyen gözlere ışık da karanlık gelir. O zaman yapılacak tek şey, o karanlığın içinde kaybolmadan kendi ışığını korumaya çalışmaktır.

Ama biliyorum ki bu yazdığımı da zaten karanlıkta olanlar ne demek istediğimi anlayamayacak…