Zıtlıklar
Evrenin dengesi
Bir iyiliğin değerini belirleyen şey nedir? Senin için önemi mi? Karşısındaki için önemi mi? Yoksa yaptığın iyiliğin zıttındaki kötülük mü?
Var olan her şey zıttıyla anlam kazanır. Biz karanlığın anlamını ışıkla öğreniriz. Varlığı yoklukla tanırız. Yapılan bir iyilik yapılmadığı zaman neler olduğunu bilmekle değer kazanır. Hayat bile ölümle değerlidir. Mutluluğu acı, nefreti sevgi, merhameti zalimlik değerli kılar. Aslında bu bir dengedir. Terazinin iki ucundaki kefe gibi karşısına koyduğun şey tartar yapıtıklarını. Denge meselesi bu. Tıpkı gün ve gece gibi dengeler doğa içinde barındıklarını.
İnsan da aslında bu dengenin bir parçasıdır. İçimizde iyilik de vardır, kötülük de; sevgi de barınır, nefret de. Hangisini büyütürsek, terazinin kefesi o yöne ağır basar. Belki de insan olmanın en temel yanı budur: zıtlıklarla yaşamak ve seçimleriyle kendini tanımlamak.
Çünkü zıtlıklar yalnızca karşıtlığı değil, bütünlüğü de gösterir. Gündüzü geceden, sıcaklığı soğuktan, sesi sessizlikten ayıramazsın. Biri olmadan diğeri eksik kalır. Hayatın dokusu, işte bu karşıtlıkların örgüsüyle şekillenir.
O yüzden bazen kötülüğü görmek, iyiliğin kıymetini hatırlatır. Acıyı tatmak, mutluluğu daha derinden hissettirir. Ölümü bilmek, yaşamanın mucizesini fısıldar. Her şey aslında birbirine ayna tutar.
Ve insan, bu aynalarda kendini görür. Belki de bu yüzden hayat, bir arayışın öyküsüdür: karanlıktan ışığa, nefretin içinden sevgiye, yokluğun ortasında varlığa doğru süren bir yolculuk... Ve bu yolculukta anlam zıtlıkların içinde olandır.