Tatar Çölü:Bekleyişin Çürüyen Zamanı
Analiz üzerine bir bakış açısı
Buzzati’nin Tatar Çölü, ilk bakışta bir askerî roman gibi görünür: Uzak bir sınır kalesi, görünmez bir düşman, ve genç bir subay… Ama aslında bu kitap, savaşın değil; beklemenin romanıdır. Asıl cephe, Bastiani Kalesi’nin taş duvarlarının dışında değil, Giovanni Drogo’nun içinde kuruludur.Drago, mesleğinin ilk atamasında bu sınır kalesine gelir. Önünde uzanan “Tatar Çölü” ise, düşmanın geleceğine dair sürekli beslenen söylentilerle anlam kazanır. Askerler, bir gün büyük bir savaş çıkacağına inanarak her gün aynı nöbetleri tutar. Bu inanç, onları hem ayakta tutan hem de yavaşça yiyip bitiren bir yanılsamadır.
Romanın en büyük başarısı, bu bekleyişi zamanın algılanışı üzerinden işlemektedir. Drogo, gençliğinde “asıl hayatının” biraz ileride, gelecekte bir yerde başlayacağına inanır. Ancak gelecek, yaklaştıkça uzaklaşır; o “büyük an” bir türlü gelmez. Zaman, başlangıç ve son arasında değil, sürekli ertelenen bir ara hâlinde akar. Böylece Tatar Çölü, yalnızca Drogo’nun değil, modern insanın trajedisini anlatır.
Buzzati, bu bekleyişi edebiyatın en ince metaforlarından biri hâline getirir. Bastiani Kalesi, insanın kendi kurduğu hapishanedir. Çöl ise, hem bilinmezliği hem de boşa geçen yılların sessiz tanığını temsil eder. Düşman belki vardır, belki yoktur; tıpkı hayallerimizin “gerçekleşme anı” gibi.Romanın sonunda Drogo, nihayet düşmanın saldırıya geçtiği haberi geldiğinde artık hasta, yaşlı ve savaşamayacak hâldedir. Hayatını bekleyerek geçirdiği “o an” nihayet kapısına dayanmıştır; ama o, artık o anın insanı değildir. İşte Tatar Çölü, tam da bu noktada okurunun yüzüne sert bir soru bırakır: Beklediğiniz şey, geldiğinde hâlâ sizin olacak mı?
Bu roman, Kafka’nın Şato’sundaki erişilemeyen hedefle, Camus’nün Sisifos’undaki anlamsız çabayı birleştirir. Ama Buzzati’nin farkı, bütün bu varoluşsal ağırlığı, sade ve geniş bir coğrafyanın sessizliği içinde sunmasıdır. Tatar Çölü, bize zamanı harcarken kullandığımız en büyük bahaneyi ifşa eder: “Daha vakit var.